her şey geçen gece @siempretufan'ın en sevdiği şarkının arif kemal'den "gece gelen konuk" olduğunu söylemesi üstüne benim de muhabbete salça olmamla başladı ve tece denilen coğrafyadaki halklar arasındaki bölünmenin sadece duygu ya da düşünce zemininde olmadığının aynı zamanda algılama açısından da bölünmenin gerçekleştiğine ikna olmamızla son buldu. çünkü "gece gelen konuk" coğrafyanın batısında farklı şekillerde algılanabilirken doğusunda çoğunlukla tek bir şekilde algılanıyordu. ben bu düşüncelerle "ortak bölenlerin en büyüğü" arayışımı sürdürürken tesadüf sonucu daha önce gördüğüm sonra da bulmak için çok çabalayıp da bulamadığım bir fotografa rastladım. nihal atsız'ın oğlunun dizelerinin içine gizlenen erkeğin yücegönüllü ama diğer yandan betimlediği kadının "toplumsal rolü ve işlevi"nin değişmez bir gerçeklik olarak koşulsuz kabullenmemiz için yönlendiren bir o kadar da egemen bakışının tosladığı duvar gibiydi ama sadece o kadar da değildi. alışılmış, gerillaların idealize edildiği fotografların ötesinde; gerilla kadının yalın bir izdüşümüydü."gece gelen konuk" metaforu her nasıl ki bana ve olasılıkla sana da gerillayı çağrıştırıyorduysa bu fotoğraf ayrıca bir şiiri anımsattı bana "kadın meşru savunması"ndan hiç bahsetmeden bahseden şiiri:
Bir Kadın Dövüyorlar
Bir kadını dövüyorlar. Parlıyor beyazlık.
Sıcak ve karanlık arabanın içi.
Ve bacaklar vuruyor tavana
beyaz projektörler gibi.
Bir kadını dövüyorlar. Böyle dövülür köle kısmı.
O ise süzülen allığı ile
kurcalayarak kapı kolunu tıpkı bir şalter gibi
fırlayıp atıyor kendini
şosenin üzerine!
Ve gıcırdıyordu frenler
Koşmaktaydılar ona doğru, hırpalarcasına
Çekip çıkardılar ve pata küte dövdüler
Sürterek yüzünü otlara ve ısırganlara...
Ayaktakımı, nasıl da vuruyor en ince ayrıntısıyla
Modaya düşkün, Child-Harold, iri mi iri !
Battı soluyan kaburgalarına
ayakkabılarının ucu, dar ve sivri bir ütü gibi.
Ey, işgalcinin esrikliği, '
köylü kibarlığı...
Ay otunu ezerek,
dövüyorlar kadını.
Bir kadını dövüyorlar. Yüzyıllardır hep böyle,
gençliği dövüyorlar, bir düğünün tehlike çanları
çalıyor şenlikli bir şekilde,
dövüyorlar kadını.
Yanaklarda yanan ateşten şamar
yoksa mangaldan mı?
Görgüsüzlük, günlük yaşam -- hem ne kadar! --
dövüyorlar kadını.
Ama temizdir onun yüksek ışığı,
gözüpek ve tanrısal'dır
Dinler -- yok
imler -- yok.
Aslolan
kadın'dır.
... O, göl gibi duruyordu işte
su gibi durgundu gözleri
ve ait değildi erkeğine
tıpkı yıldızlar ve patikalar gibi.
Ve gökyüzüne vurmaktaydı
vuruşu gibi karanlık bir cama yağmurun
ve süzülerek
soğutmaktaydı
ateşli alnını onun.
Andrey Andreyeviç Voznesenski
Bir kadını dövüyorlar. Parlıyor beyazlık.
Sıcak ve karanlık arabanın içi.
Ve bacaklar vuruyor tavana
beyaz projektörler gibi.
Bir kadını dövüyorlar. Böyle dövülür köle kısmı.
O ise süzülen allığı ile
kurcalayarak kapı kolunu tıpkı bir şalter gibi
fırlayıp atıyor kendini
şosenin üzerine!
Ve gıcırdıyordu frenler
Koşmaktaydılar ona doğru, hırpalarcasına
Çekip çıkardılar ve pata küte dövdüler
Sürterek yüzünü otlara ve ısırganlara...
Ayaktakımı, nasıl da vuruyor en ince ayrıntısıyla
Modaya düşkün, Child-Harold, iri mi iri !
Battı soluyan kaburgalarına
ayakkabılarının ucu, dar ve sivri bir ütü gibi.
Ey, işgalcinin esrikliği, '
köylü kibarlığı...
Ay otunu ezerek,
dövüyorlar kadını.
Bir kadını dövüyorlar. Yüzyıllardır hep böyle,
gençliği dövüyorlar, bir düğünün tehlike çanları
çalıyor şenlikli bir şekilde,
dövüyorlar kadını.
Yanaklarda yanan ateşten şamar
yoksa mangaldan mı?
Görgüsüzlük, günlük yaşam -- hem ne kadar! --
dövüyorlar kadını.
Ama temizdir onun yüksek ışığı,
gözüpek ve tanrısal'dır
Dinler -- yok
imler -- yok.
Aslolan
kadın'dır.
... O, göl gibi duruyordu işte
su gibi durgundu gözleri
ve ait değildi erkeğine
tıpkı yıldızlar ve patikalar gibi.
Ve gökyüzüne vurmaktaydı
vuruşu gibi karanlık bir cama yağmurun
ve süzülerek
soğutmaktaydı
ateşli alnını onun.
Andrey Andreyeviç Voznesenski
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder